
Turunç renkli cübbesi; yün yorgan cübbe şeklinde dikilmiş kış aylarında sıcak tutması için yine alt tarafta beyaz pamuklu kumaştan iç çamaşırları.

Üstad Hazretlerinin kullandığı göyneği
Üstad Hazretlerinin kullanmış olduğu cübbeleri yer almaktadır. Yamalı olan cübbesi Kastamonu hayatındayken giymiş olduğu cübbedir ve Risale-i Nur eserlerinde "Hem tasannu' ve temelluktan (yapmacık hareket etmek ve dalkavukluk) beni kurtaran bir parça kuru ekmek yemek ve yüz yamalı bir libas giymek, bana daha hoş geliyor" diye ifade buyurmuş olduğu cübbedir.
Yüz Yamalı Cübbe'yi ve Sarı Sarığı dışarıya çıkacağı zaman kullanmıştır.

Kahverengi ince cübbesi içindeki hırka, Bayram Yüksel abinin içi yünlü hırkasıdır. Kışın çok soğuk günlerde ücretini verip kiraladığı hırka. (Hayatı boyunca hiç kimseden karşılıksız bir şey kabul etmiyor bu düsturunu en yakın talebesine de bu şekilde uygulamıştır.)
Alt tarafta; Mes lastikleri, Bayram Yüksel abinin Kore'den dönerken getirdiği hediye kaşkolu, yün çorapları.
Hemen altta bulunan 3-4 tane Değnek Üstad Hazretlerinin kulunç değnekleridir.

Üstad Hazretleri, 2 beyaz cübbeyi ve beyaz sarığı, içeride olduğu zaman medresede kullanmıştır. Diğer sarı renkli olanı sarık dışarıda kullanmış olduğu sarık ve takkedir. Alttaki rahle, Barla'da Şamlı Hafız abiye ait risaleleri çoğaltmak için kullanmıştır.
Burada bulunan altın; Üstad Hazretlerinin "Dârül-Hikmet'il İslâmiye"den kalma 3 altınından bir tanesidir. Diğer ikisi hatıra olarak taleberinde kalmıştır.
Fotoğraflar Üstad Hazretlerinin (normalde fotoğraf çektirmesini sevmiyor) kendisinden habersiz bir şekilde talebeleri tarafından veya gazeteciler tarafından çekilmiş fotoğraflarıdır.
İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin türbesine Fatiha okurken talebelerini çekmiş olduğu fotoğraf,
Rusya'ya savaşa gittiğinde Almanların çekmiş olduğu fotoğraf,
Afyon'daki evindeki fotoğrafı
Mahkeme salonunda beklerken çekilmiş fotoğrafı,
Isparta'daki evindeki fotoğrafı
Zeminde bulunan örtü, Üstad Hazretlerinin kırlara gittiğinde kullandığı sofra örtüsüdür.
En üst kısımda bulunan termoslar soğuk suyu muhafaza etmek için Üstad Hazretleri (zehirlenmeden kaynaklı yüksek hararetin tesirini kırdığı için) yaz kış devamlı soğuk su içiyor. Su mataraları ağabeylerin Sidreden su getirdikleri mataralar.
Bekir Berk Abi'ye ve muhtelif avukatlara vermiş olduğu vekaletnameler. Demliği, fincanı, cezvesi, yelpazesi, misvağı, bozuk paraları, mührü, su bardağı, el feneri (Bayram Yüksel abi Koreden hediye olarak getirmiş), pusulası ve saati (Bunları da Üstad Bediüzzaman Hazretleri devamlı yanında taşıyor ki vaktinde namaz kılmaya çok büyük ehemmiyet gösteriyor. Mesela bir şehre gireceği vakit 5 dakika dahi kalsan ezan vakti geldiği zaman hemen yolda namazını kılarmış. Halbuki şehre girip rahat bir şekilde abdest alıp namazını kılabilecekken "Dünyada umumi bir cemaat var. Biz vaktinde namazımızı kılarsak o cemaate dahil oluyoruz, kazançlarına hissedar oluyoruz" diye böyle bu sünnete çok büyük ehemmiyet gösteriyor.)
Göz damlası, göz sürmesi, Optolidon ağrı kesici ilacı, bozuk para kutusu, tesbihi, ustura bileyi taşı ve usturası, Isparta'da cezaevinde kullanmış olduğu su tası, cam kase yoğurt kasesi olarak kullanılıyor. Ampul odasında kullanmış olduğu 150 Wattlık ampulüdür. Tefekkür için odasına astırdığı nar ve greyfurt.
İçi mavi-kırmızı renkli olan çinko tas, hizmetinde bulunan taleberin eczaneden buz getirip, bu buzları kırıp buzlu su yapmış olduğu tası.
Plakalar orijinal arabasının plakası. (Araba Bediüzzaman Hazretlerinin şahsına ait değildir. Üstadın o zaman ki yakın talebeleri tarafından satın alınmış ve Üstad'ın seyahat hizmetinde kullanılmıştır. Seyahat için yapılan yol masrafını da Üstad Hazretleri kendisi vermiştir.)
Odasında kullanmış olduğu hususi sobası.
Kor ateşi koydukları mangal.

Teksir makinesi; günümüzün ilkel bir fotokopi makinesi gibi düşünülebilir. Risale-i Nurları çoğaltmak için kullanılmıştır.
Bediüzzaman Hazretleri bir mektublarında teksir makinesi için şöyle diyor:
"Sekizyüz sahifeyi binbeşyüz nüshaya ve bir milyon sahifelere çıkaran o makine, elbette gaybdan imdadımıza gelmiş Nurcu ve bin kalemli bir kâtibdir."

Teksir makinası ile çoğaltılan nüsha örneği

Risaleler yazılıp Üstad Hazretlerine tashih için getiriliyor. Üstad Hazretleri, bu risaleleri okuyup tashih ettikten sonra arkasına bir dua yazıyor.
El yazması Osmanlıca Risaleler Sav Köyü, Barla, İslamköy gibi yerlerde çokça yazılmış ve çok zor şartlar altında çoğaltılmıştır. Mesela gece Risale-i Nurlar yazılacağı zaman dışarıya ışık sızmaması için o günkü talebeler, yüklüklerin (duvara gömülü derin dolap) içlerine girerek mum ışığında sabahlara kadar yazdıkları olmuş.
O zamanki Nur Talebelerinin hanımları, "Sen yeter ki Risale-i Nurlar'a ve üstadımıza hizmet et, biz senin yerinde bağda bahçede çalışırız" diyerek çok büyük fedakarlıklar göstermişler ve bu fedakarlıklarına bir ikram olarak tevafuk dediğimiz kerametler ortaya çıkmıştır. Yani yazılan bir sayfadaki Allah lafızlarının veya Muhammed (A.S.M.)'ın lafızlarının denk gelmesine tevafuk diyoruz ve bunları talebeler kasdi bir şekilde bilerek yapmıyorlar. Yazılan esere daha sonradan baktıklarında bu şekilde olduğunu fark ediyorlar ve şevklenip tekrar yazmaya devam ediyorlar.